Gazetecilik…
Dışarıdan bakıldığında sadece haber yazmak gibi görünür.
Oysa bu meslek, bazen bir gecenin uykusunu, bazen bir insanın hikâyesini, bazen de vicdanını ortaya koymaktır.

Her haber bir cümleyle başlar ama arkasında saatler süren bir arayış vardır.
Bir olayın görünen yüzü vardır, bir de kimsenin bakmadığı tarafı… İşte gazetecilik tam da burada başlar.

Yıllar önce bu mesleğe ilk adım attığımda elimde sadece bir fotoğraf makinesi ve bitmeyen bir merak vardı.
Zamanla anladım ki mesele sadece görüntüyü yakalamak değil; o görüntünün anlattığını, hatta anlatamadığını görmekti.

Bazen bir olay yerinde ilk olan sen olursun ama son sözü yazan yine sensindir.
Çünkü gerçek, aceleye gelmez.
Gerçek, sabır ister… dikkat ister… vicdan ister.

Bu meslekte en zor şeylerden biri tarafsız kalabilmektir.
Çünkü her olayın içinde bir insan, her insanın içinde bir hikâye vardır.
Ve sen o hikâyeyi yazarken sadece gördüğünü değil, doğru olanı anlatmak zorundasındır.

Bugün geldiğim noktada şunu çok net söyleyebilirim:
Gazetecilik, sadece haber yapmak değildir.
Gazetecilik, bazen susanı konuşturmak, bazen görüleni sorgulamak, bazen de herkesin baktığı yerde kimsenin göremediğini fark etmektir.

Ben hâlâ ilk günkü gibi bakıyorum hayata…
Merak ederek, sorgulayarak ve en önemlisi hissetmeye çalışarak.

Çünkü bazen gerçek, manşette değil…
Objektifin arkasında saklıdır.